Son yıllarda Kıbrıs Türkleri’nin aile-arkadaş sohbetlerinde giderek daha çok konuştuğu sorunlardan biri konut fiyatları konusu olup genellikle gelecek kuşakların çok sıkıntı yaşayacağı kaygısı dile getirilir. Gerçekten de yabancılara taşınmaz mal alma konusundaki politikalar, genelde taşınmaz özelde konut fiyatlarını uçurarak astronomik sayılara taşıdı.
Arşivimde araştırma yaparken, Kıbrıs Türk Federe Meclisi'nin 13 Ekim, 1978 tarihli birleşiminde kabul ettiği "Sosyal Konut Yasası" vesilesiyle hazırladığım bir çalışma/metin vardır. Bu metin o dönemde sosyal konut konusuna bakış açımı yansıtır. “KTFD’de Konut Sorunu” başlıklı o metni paylaşmak istiyorum:
“KTFD’DE KONUT SORUNU
“Anayasamızın 47’nci maddesine göre, ‘Devlet konut sahibi olmayan veya sağlık ve insanca yaşama koşullarına uygun konutu bulunmayan ailelerin konut gereksinmelerini karşılayacak tedbirleri yasa ile düzenler.’ Açıkçası Anayasamıza göre konut bir ticarî meta değildir; Devletçe yurttaşa sağlanması gereken bir kamu hizmetidir. Esasen barınma, insanın temel gereksinmelerinden biri olduğuna göre başka türlü düşünmenin olanak dışı olması gerekir.
Oysa ki Federe Devlet’te, Anayasa’nın yukarıda sayılan kuralına rağmen konut, tam bir ticarî meta durumundadır. Özellikle Lefkoşa ve diğer bazı büyük kentlerimizde yürütülmekte olan arsa spekülasyonu, ekonomik alanda içinde bulunduğumuz “TEKSAS” ile bütünlük göstermektedir.
Bugün dar ve sabit gelirli yurttaşların, hatta gelir seviyesi ortanın üstünde bulunan yurttaşların bir konut sahibi olması olanak dışıdır. Ve bu gibi yurttaşlar, çoğu kez gelirlerinin yarıdan çok fazlasını, sığındıkları konutun kirası olarak ödemek zorundadırlar.
Kuşkusuz ki konuttaki bu düzen, ekonomik düzenin bir parçasıdır ve özellikle 1974 Barış Harekâtı’ndan sonra toplumu yönetenlerin yarattıkları bu düzende, en çok birkaç yüz kişi, -ki arsa ve konut işinde bu sayı çok düşmektedir- mutlu bir hayat yaşarken; toplumun büyük kesimi en acımasız bir biçimde sömürülmektedir.
Plânsız iskân politikası, konut sorununu kamu sorunu değil de ticaret sorunu görme isteği Toplumumuzu 3-4 yıl içinde bugünkü büyük çıkmazlar içine sokmuştur. Esasında geç kalınmış sayılmaz. Bilinçli ve ne istediğini bilen bir politika ile sorun çok uzun süre istemeden çözümlenebilir. Bunun için her şeyden önce iki ana ilkeyi benimsemek gerekir:
1. Konut ticarî bir meta değil, Devlet’in doğrudan doğruya veya başka kurum ve kuruluşlar eli ile yurttaşa sağlamakla yükümlü olduğu bir kamu görevidir.
2. Yerleşim yerlerindeki ve özellikle spekülasyona açık kalabalık kentlerdeki araziler kamu mülkiyetinde olmalıdır. Devlet bu kamu mülkiyetini sağlamak için özellikle yerel yönetimler eli ile büyük ve kararlı çabalar içine girmelidir.
Yukarıdaki ilkeler benimsendiği takdirde atılacak adımlar belirlenmiş olur. Bir kaçını şöylece sıralayabiliriz:
1. Devlet’in elinde kalan sahipsiz taşınmaz mallardan spekülasyona açık büyük kent merkezleri ile civarlarında kalan arazi ve arsalar kamunun mülkiyetinde bırakılır ve bu şekilde mevcut arsa spekülatörlerine yenilerinin eklenmesi önlenmiş olur.
2. Arsa spekülasyonunun önünü almak için, Devlet ve diğer kamu kuruluşları tarafından süratli bir arsa dampingi yapılır. Bu suretle spekülatörlere değil, fakat konut gereksinimi olan ailelere, belli sürede inşaata başlamak kaydıyla maliyetine verilecek arsalar, mevcut fiyatları düşürür.
3. Sosyal konut işini halledecek bir örgütlenmeye gidilir. Bu örgüt, yerel yönetimleri destekleyerek, onlar eliyle toplumun gereksinimine yetecek sosyal konut üretirse sorun büyük ölçüde giderilmiş olur.
Halen Meclis’te görüşülmeye hazır duruma gelmiş bulunan Sosyal Konut Yasası, bu bakımdan yerindedir. Örgütlenmeyi sağlayabilir. Ancak yukarıda saydığımız ilkelere dayanmayan ve arsa spekülasyonu ile savaşmayan bir örgütün başarı şansı çok zayıflamış olur.
Ve en önemlisi şunu belirtmekte yarar görüyorum: Bugünkü UBP iktidarında, iktidarın bu yapısı içinde, ortaya koyduğumuz düşüncelerin gerçeklemesini beklemek de aşırı hayalcilik olur. Dolayısıyla bu dönemde konut sorununun çözülmesi de olanak dışı kalır gibi geliyor bize!”
2025 İTİBARIYLA SORUN
Aradan bunca yıl geçtikten sonra 2024 itibarıyla sorun yerinde duruyor. Yukarıda sözü edilen Sosyal Konut Yasası’na evet dedim, Partim de evet dedi. Zaten yasanın gündeme gelmesinde çabam ve etkim olduğunu düşünüyorum. Bir süre işlevsel oldu bu yasa ve çok sayıda sosyal konut yapıldı ama gerisi gelmedi.
2023 yılından beri yabancılara satılan taşınmazlar konusu tartışılıyor. Hatta TC Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, MİT’in de konuyu izlediğini açıkladı.
2025 başında tartışma süregidiyor ama benim esas üzerinde durmak istediğim, olayın sosyal konutla olan doğrudan ilişkisi! En yoğun biçimde İranlılarla Rusların başını çektiği KKTC’de taşınmaz mal sahibi olma süreci, fiyatları o denli yükseltti ki yazımın başında belirttiğim gibi KKTC yurttaşı gençlerin ev sahibi olması neredeyse olanaksız duruma geldi. Ne yazık ki siyasal erk işin bu yönü üzerinde hiç durmadı ve ancak son dönemde yeniden sosyal konut yapılacağına yönelik, Başbakan’ın Ünal Üstel’in ağzından açıklamalar yapıldı. Açıklamalar hayata geçecek mi? Geçerse eğer, soruna ne denli çözüm getireceğini bekleyip göreceğiz.
Benim görüşüme, ta 1978 yılında yaptığım öne sürdüğüm görüş ve öneriler, günümüzde de en iyi çözümü işaret ediyor.
Konutun ticarî bir meta değil, Devlet’in doğrudan doğruya veya başka kurum ve kuruluşlar eli ile yurttaşa sağlamakla yükümlü olduğu bir kamu görevi olduğu konusuna kısaca değinmem gerekir. Bunun anlamı konutun yalnız kamu tarafından üretilmesi değildir. Devlet nasıl eğitim, sağlık gibi hizmetleri sağlamakla yükümlü ise, konut için de öyle yapmalıdır. Nasıl ki eğitim ve sağlık kamu hizmetidir ama özel kesim de eğitim ve sağlık alanlarında ekonomik faaliyette bulunabiliyorsa, konut da kamu hizmeti olur ama özel kesim de faaliyetlerini devam ettirir.
1978’de İTEM yeni yürürlüğe girmişti ve çok sayıda taşınmaz Devlet denetiminde idi. İTEM yasası görüşülürken, kamunun gelecekteki gereksinimleri (okul, sağlık merkezi, kültür merkezi, yol vs) için yedek arazi ayrılması görüşünü savunmuştum. Sayın Hakkı Atun anılarında bu konuda kendilerine nasıl destek olduğumu anlatır.
Günümüze geldiğimizde, yerleşim yerlerindeki ve özellikle spekülasyona açık kalabalık kentlerdeki arazilerin kamu mülkiyetinde olması düşüncesi artık anlamını yitirmiştir diye düşünüyorum. Bildiğim kadarıyla kamunun elinde kamu hizmetlerinin gereksinmelerine yanıt verecek miktarda arazi kalmamıştır. Yine de Devlet, kamu gereksinimleri için sahip olduğu taşınmazları elinden çıkarmamalı, hatta elinin altında yeni taşınmazlar biriktirmek için yerel yönetimlerle birlikte büyük ve kararlı çabalar içinde olmalıdır diye düşünüyorum.