İsmail BOZKURT
“Birkaç gece önce, bir tv kanalında Sayın Nejat Konuk ve Sayın Hakkı Atun’la bir söyleşiye katıldım. Orada ortaya çıkan ortak saptama, hem içte hem dışta ‘umutsuz vaka’ yaşadığımız biçiminde oldu.
Ben umutsuz olmamak gerektiğini söyledim. Bu konuda söylediklerimi sizinle de paylaşayım:
Hiçbir ülkede demokratik süreç tamamlanıp ideale ulaşmaz. Her zaman, her yerde, daha çok demokratikleşme yolunda atılacak adımlar vardır. Ülkemizde, siyaset kurumu ve demokrasi büyük yara aldı. Siyasete ve siyasetçiye inanılmaz boyutta güvensizlik var.
Çare?
Demokrasi ideal bir yönetim olmamasına karşın, bilinen yönetim biçimlerinin en iyisi olduğuna göre seçeneği yok! Çareyi yine demokrasi bulacak!”
Yukarıdaki alıntı, 31 Ekim 2008 Cuma günü bu sayfada çıkan “ADAM OLACAK ÇOCUK” başlıklı yazımdan!
***
“Son dönemde yaşadıklarımızı (hükümetin revizyonunu, tepkileri, alenen yapılan bakanlık kavgalarını, yazılıp çizilenleri, siyasetin dipten de aşağıya düşmesini), “yani aynı siyasal partideki her kafadan bir ses” çıkmasını, “kaos / kargaşa” değil “temel ilke ve politika farklılığından kaynaklanan düşüncelerin özgürce ifade edilebildiği, demokratik hakkın kullandığı demokratik bir ortam mı saymak gerekir?
Yoksa bakanlık ve siyasal ranttan/popülist uygulamalardan pay alma kavgası, daha da ötesi basiretsizlik, rezalet, erdemsizlik, saçmalık ve kaos mu söz konusu?
Elbette ki konu soyuttur. Elimizde kesin sonuç verecek fiziki bir ölçü aleti yoktur ama bütün bunları düşündürecek veriler vardır.
Siyasetin en temel sorunlara bile çözüm getirememesi, dahası kendisinin de sorun olmasının yanında yaşam ve demokrasi biçimi haline gelen popülizm, kısır parti politikaları, halkımızda kafa karışıklığı, yorgunluk, ümitsizlik ve yılgınlık yaratmaktadır.
Ne yazık ki bu durumun, yaşamsal siyasal çıkarlarımızla sosyo-ekonomik ve kültürel bünyemize yapmakta olduğu yok edici etkiler ya küçümsenmekte ya küçük siyasal çıkarlara meze yapılmakta ya da yıllar içinde oluşan şartlanmışlıklar veya paranoya dolayısı ile görmezlikten gelinmektedir.
Bu bir akıl tutulmasıdır ve aklı başında herkesi düşündürmelidir.”
Bu alıntı da 15 Nisan 2011 tarihli ”KAÇINCI AKIL TUTULMASI” başlıklı yazımdan!
***
Sanıyorum niye bu alıntıları yaptığımı merak ediyorsunuz. Kısaca anlatayım:
Ülkemizde öyle bir ortam yaratıldı ki siyaset arenasında nerdeyse hep aynı film oynanıyor. Geçmişte yazdıklarıma baktığımda pek bir şeyin değişmediğini görüyorum. O yazıları bu gün de aynen yayınlasam hiçbir sakıncası olmaz. Zaman zaman da bunu yaparım. Bu yazı da öyle olacak.
Vurgulamak istediğim şudur: Toplumda, günümüzde var olan durumun ve ülkeyi yöneten hükümetin, şimdiye kadar olanların “en kötüsü” olduğu yönünde bir algının egemen olduğu yönünde söylemler oldukça yoğundur. Bu algıdan hareket edince, geçmişte siyasal yaşam bağlamında “güllük gülistanlık dönemlerin” olduğu sonucuna varmak gerekir. Oysa bu ülkede hiçbir dönem, “siyasal yaşam bağlamında” güllük gülistanlık olmadı. Değişik bir anlatımla geçmişte, siyasal yaşam bağlamında “geçmiş zaman olur ki hayali cihan değer” dedirtecek bir dönem yok! Alıntılar bunu gösteriyor ve bu yönde başka alıntılar yapmak da olası! Yaptığım alıntılar ilk anda karşıma çıkanlardır. Kaldı ki yalnızca yaptığım alıntılar bile “en kötü” olan bugünkü durum ve hükümet midir, yoksa “en kötü”yü geçmişte mi gördük emin değilim. (Bunu söylerken günümüz durumunu ve hükümetini savunma gibi bir derdim ve amacım yok!)
Ne yazık ki süreç, etkin, bağımsız ve egemen bir devlet anlayışına hizmet etmiyor. Varlığımızı sürdürebilmemiz için kendi dinamiklerimizle birlikte yanımızda olması gereken Türkiye algısının yıpratılması da başka bir olumsuzluk!
Halkın güvenini ve saygınlığını yitiren devlet yapısı ile siyaset kurumu ve siyasal erkin, kendi varlıklarının dayanaklarını da yıpratmakta olduğu, muhalefetin de bundan nasibini aldığını söylemenin abartılı bit kötümserlik olduğunu düşünmüyorum. Bu süreçte muhalefetin alternatif olma potansiyelinin de erozyona uğramakta olduğunu söyleyebilirim.
Sorun ve soru şu: İlk alıntıda belirttiğim gibi çareyi demokrasi mi bulacak?”
Çözüm/yanıt bana göre “evet”tir ancak bu evet, büyük oranda uzlaşma kültürünün egemen olacağı çok partili yaşam (demokratik çoğulculuk) , insan hakları, hukukun üstünlüğü ilkeleri, dahası demokrasinin erezyona uğramaması/uğratılmaması ile doğru orantılıdır.
Ne yazık ki demokrasimiz bu durumda değildir ve erezyonla karşı karşıyadır.